Bir şehri tarif etmemiz istendiğinde önce görünenleri sayarız. Meydanı, sokakları, evleri, dükkânları anlatırız. Oysa o şehirde yaşamış bir insan için harita çoğu zaman başka türlü çizilmiştir. Bir köşe, ilk kez tek başına yürüdüğü yoldur. Bir pencere, yıllarca selam verdiği komşuyu hatırlatır. Kapanmış bir dükkânın önünde hâlâ eski sahibinin adını kullanır. Mekânın resmî adıyla kişisel hafızadaki adı her zaman aynı değildir.
İskeçe üzerine düşünmek, böyle bir ikinci haritayı da ciddiye almayı gerektirir. Bu yazı belirli bir sokağın tarihini ortaya koyan bir araştırma değil; şehre nasıl bakabileceğimize ilişkin bir davettir. Bir yapının ne zaman inşa edildiğiyle orada hangi hayatların yaşandığı ayrı sorulardır. Tarihî bilgi için belgeye ihtiyaç duyarız. Gündelik hayatın anlamını kavramak içinse insanların o mekânla kurduğu bağı dinlememiz gerekir.
Şehir hafızasını yalnızca güzel hatıralardan kurmak, geçmişi eksik anlatabilir. Bir mahalle, bazıları için dayanışmayı; başkaları için zorlu bir çalışma hayatını, taşınmayı ya da bir kaybı hatırlatabilir. Aynı avluya bakan iki insanın hatıraları birbirini bütünüyle doğrulamak zorunda değildir. Bu farklılıklar, birini susturmak için değil, şehrin tek bir bakıştan ibaret olmadığını anlamak için değerlidir.
Eski fotoğraflar bu konuda iyi bir başlangıç olabilir. Fakat fotoğrafın altına yalnızca yer adı yazmak yeterli olmaz. Ne zaman çekildiği biliniyor mu? Fotoğraftaki kişileri kim tanıyor? Görünen dükkânın önceki ve sonraki kullanımları neler? Kesin tarih bilinmiyorsa tahmini kesin bilgi gibi yazmamak gerekir. Küçük bir açıklamadaki dikkat, ileride o görüntüyü kullanacak insanların yanlış bir anlatıyı tekrar etmesini önleyebilir.
Şehrin hafızasına katkı vermek için herkesin büyük bir arşive sahip olması gerekmez. Aile albümündeki bir kare, gündelik bir kelimenin kullanılışı ya da bir sokağın farklı dönemlerde nasıl anıldığı değerli olabilir. Yeter ki bu katkı, kişilerin mahremiyetine ve anlatının bağlamına özen gösterilerek paylaşılsın. Hatırlayan kişinin sesiyle yazıyı hazırlayan kişinin yorumunu ayırmak, anlatının güvenilirliğini artırır.
Yeni kuşakların şehirle ilişkisini de yalnızca eskiyi ne kadar bildikleri üzerinden değerlendiremeyiz. Bugünkü okulları, yürüdükleri yolları, buluştukları yerleri ve dijital ortamda kurdukları bağları anlamaya çalışmalıyız. Geleceğin şehir hafızası, bugün sıradan sandığımız ayrıntılardan oluşacak. Şimdinin kayda değer olmadığını düşündüğümüzde, yarının araştırmacısına da eksik bir malzeme bırakmış oluruz.
Bir sokağın taşlarını korumakla oradaki hayatı anlamak birbirini tamamlayan işlerdir. İskeçe’ye dikkatle bakmak, yalnızca geçmişin güzel görüntülerini aramak değildir; bugün kimlerin görünür olduğunu, kimlerin hikâyesinin kayda geçmediğini de sormaktır. Şehir, içinde yaşayanların seslerini duyabildiğimiz ölçüde bize daha ayrıntılı görünür. Bazen hafızanın kapısı, yürürken biraz yavaşladığımız bir yerde açılır.



