Kapıyı kapatmadan
bir kez daha bakarsın.
Masanın üstünde duran bardak
henüz senden habersizdir.
Sandalyeyi içeri sürersin,
perdeyi düzeltirsin.
Sanki eşyalar yerini bulunca
ayrılık da yerini bulacak.
Anahtar avucunda ısınır.
Eşikte küçük bir taş,
ayakkabının altında
ince bir ses çıkarır.
Dönüp alırsın onu;
birinin ayağı takılmasın diye.
Sonra anlarsın,
bir yerden giderken de
orada kalacak olanları
düşünebiliyormuş insan.
Kapı kapanır.
Elinde yalnız anahtar vardır,
cebinde
söyleyemediğin bir hoşça kal.




